Faizsiz piyasa araçlarının geleceği…

Faizi ayaklar altına almak başlığıyla kaleme aldığım yazı dizisine ilgi gösteren tüm okurlarıma teşekkür etmek isterim. Ayrıca çok sayıda akademisyen arkadaşım benzeri çalışmalar yaptıklarını ifade ettiler ve bilimsel makalelerini paylaşma lütfunda bulundular. Bunlar geleceğe dönük umutlarımızı daha da artırdı. Bu çalışmaların özetlerini yeri geldikçe aktarmaya çalışacağım.

Aslında o kadar çok alternatifimiz var ki…Katılım Bankaları, Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları, Kitlesel Fonlama Platformları, Kira Sertifikaları, Halka Arzlar, Kefalet Sigortası… Bütün bu faizsiz piyasa araçları için gideceğiniz çok sayıda adres bulunuyor. Bunlar dışında yeni piyasa araçları da geliştirilir. Yeter ki, faizsiz ekonomik sisteme yönelme çabamız olsun. Örneğin barter (takas) sistemi, geçen yazımda dile getirdiğim ödeme garantili elektronik çek ve senet uygulamaları… Hepsi son derece piyasa dostu sistemler.

Temel sorunumuz; geliştirdiğimiz faizsiz borçlanma araçlarının kavramsal çerçevesi değil, uygulamada ortaya çıkan yetersizliklerimiz. Örneğin Katılım Bankalarının vadeli alım satım işlemlerine aracılık eden finans kurumları olmasından daha çok “muşaraka” yoluyla proje finansmanına iştirakçi olmaları gerekirdi. Keza Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları istenen ölçüde gelişmedi. Kira sertifikaları, halka arzlar, kefalet sigortası gibi faizsiz finansal araçlar da yeterli derinliğe ulaşamadı. Peki ama neden?

Tek cümleyle, faizsiz işleyen piyasaları kurmanın zorlukları olduğu için. Faizsiz sistem bereketlidir ama bir o kadar risklidir. Riski azaltmak için şeffaflık, yetkinlik, strateji ve kurumlar arası işbirliğine ihtiyacımız var. Ne yazık ki, kayıt dışılık nedeniyle şirketlerimiz şeffaf olamıyor. Belki vergi yükümüzü gözden geçirmeliyiz. Girişimcilerimiz teknolojiyi takip edecek ve yenilikleri ticarileştirecek yetkinlikte değil. Girişimci eğitimi bu nedenle gündemimizin ilk sırasına yerleşmeli. Strateji konusunda ekonomi yönetimine büyük görev düşüyor. Son olarak faizsiz alternatif sistem, kurumlar arası işbirliği ağına sahip değil. Burada kastım sektör çıkarlarını gözeten örgütler kurmak değil. Bilgi ve iletişim kanallarının sıkı bir şekilde örüldüğü işlevsel kurumlar oluşturmak.

İşte bu eksikler giderilmediği için İslami hassasiyeti nedeniyle birikimlerini banka dışında değerlendirmek isteyen kesimler çoğunlukla istismara uğradı. Geçmişte yeşil sermaye olarak nitelendirilen Holdingleşme buna örnek gösterilebilir. Hatta kitlesel fonlama mevzuatı olmadığı için piyasa boşluğundan yararlanan  “Çiftlikbank” skandalı da buna örnek gösterilebilir. Milyonlarca yatırımcı milyarlarca dolarlık kaynağı banka, bono, tahvil dışında yatıracak alternatif yer arıyor ama kurnazların ellerine düşüyor. İşte faizsiz sistemin gelişmeyişinin nedeni bu sistemin bütüncül bir stratejiyle tasarlanmamış olmasından dolayıdır. Gerek yatırım yapacak tasarruf sahipleri gerekse finansman temin etmek için hazır bekleyen girişimci kitlesi bir an önce etkin bir faizsiz finansman modelinin kurulmasını beklemektedir. Bu yazımda özellikle Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları üzerinde durmak istedim.

Girişimci; yeni pazar, yeni tedarik ve finansman kaynakları bularak, yeni ürün ve üretim teknikleri veya örgütlenme biçimleri geliştirerek ekonomik gelişmeye öncülük eden kişidir. Özel sektörün öncülüğünde yürütülen tüm faaliyetlerin odağında girişimci vardır… Tüm sektörler ve firmaların etkilenmeye başladıkları yeni iş süreçlerinin ve üretim tekniklerinin oluşmasında öncü rol “ girişimcilere” aittir. Günümüzde rekabet, ucuz işgücü ve girdi maliyetlerinde değil, nitelikli girişimci odağında düğümlenecektir.

               Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları; dinamik, yenilikçi ancak finansal gücü yatırım fikirlerini gerçekleştirmeye yeterli olmayan girişimcilerin yararlanabilecekleri yatırım finansmanı kuruluşlarıdır. Ayrıca GSYO’lar, sermaye sahibi ile finansman ihtiyacı içinde olan girişimciyi biraraya getiren “aracı kurumlar” olarak değerlendirilebilir.

Merkez Bankası verilerine göre; İmalat Sanayii’nde özel firmaların bilançolarında ortalama Ödenmiş Sermaye Oranı % 17’dir. Bu durumda, 1 Milyar dolar tutarındaki yatırım için 170 Milyon dolar ödenmiş sermayeye ihtiyaç vardır. Buna göre GSYO’lardan sağlanacak 100 milyon dolar öz kaynak ile yaklaşık 1 Milyar dolar tutarında yatırım yapılabilir. Bu durumda her yıl 1 milyar dolar GSYO finansmanı ile yatırım gerçekleştirilebilecektir.

Her bir aracı kurumun GSYO’na yaklaşık 100 milyon dolar sermaye bulabilecekleri düşünülmektedir. 81 Aracı Kurumun varlığı dikkate alındığında yukarıda açıkladığımız hedeflere ulaşmanın zor olmayacağı düşünülmektedir.

Sonuç olarak GSYO piyasasını örgütlemek için, Girişimci, GSYO, Teknopark, Teşvik Sistemi ve Borsa’nın tam bir uyum içinde olmaları gerekir. Türkiye’de tüm bu kurumlar olmasına rağmen henüz istenen noktada değildir. Girişimci teminat sorunu (kaynak sorunu) yaşamakta, teknik ve pazar konularında bilgi yetersizliği çekmekte, devletin sağladığı teşviklere ulaşmada zorlukla karşılaşmakta ve Sermaye Piyasalarına girmede yetersiz kalmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir