Ulusalcıların derdi ne?

Ulusalcılar geçenlerde yazdığım “ Devlet aklı tamam da ille de siyasi akıl “ yazımı işlerine nasıl geldiyse öyle haberleştirdiler. Yazımda öne çıkarmak istediğim tema, devlet içinde yuvalanmış vesayet odaklarının birbirinin yerine geçme kavgasını, siyasi akılla engellenmek üzerineydi. Ne var ki Sözcü gazetesi asıl vermek istediğim bu mesajı çarpıtıp, yazımın birkaç paragrafını kendi algı yönetimine malzeme yapmayı ve şahsım üzerinden AK Parti’ye saldırmayı hedefledi.

Evet, FETÖ’yle mücadelede geçmişin muhasebesini yaparak geleceğe yön vermek en başta siyasilerin görevidir. İşte bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanımız samimi değerlendirmelerde bulunuyor. FETÖ’nün dini motifler arkasına gizlediği şeytanca emelleri açık yüreklilikle anlatıyor. Ancak anlattığı onca şey arasında “kandırıldık, hata yaptık” ifadesi sürekli ön plana çıkarılıyor.

Aslında “bu yapıyı kim kurdu, kim geliştirdi, kim kullanıyor?” diye tartışmamız gerekmiyor mu? Ama bu çevreler sonuçta bir ucu kendilerine dokunacağı için işi derinlemesine tartışmak istemiyor. Kendi çıkarlarına geldiği şekilde algı oluşturmayı tercih ediyorlar. Amaçları en başta Recep Tayyip Erdoğan’ı küçük düşürmek ve karalamak…

Peki, bu oluşturulmak istenen algıya karşı bizim bir cevabımız olmayacak mı? Gerçekten bu yapıyı kim kurdu? 1970’li yıllardan itibaren faaliyetlerini içine yerleştiği vesayet odaklarından ustaca gizleyen, yani takiye yaparak sinsice ilerleyen bu yapıyı kim kurdu? Amacı vesayetçileri tepeleyip, vesayet tahtına geçmek olan bu ihanet örgütünü kimler kullandı?

Dini imajına bakarak İslamcılar kurdu deniyorsa, bu yapı neden en eski İslami siyasal hareket olan RP’ne sürekli mesafeli durdu? Neden Bülent Ecevit’e şefaat edecek muhabbeti Erbakan hocaya göstermediler?

FETÖ elebaşının 28 Şubat post modern darbesini bahane ederek ABD’ye yerleştiğinde, geride bıraktığı imparatorluğa neden dokunulmadı?

Şu iddiayı ortaya atmak sanırım yanlış olmayacaktır; devletin içindeki paralel yapı henüz FETÖ’nün kontrolüne geçmemişken, bu örgütü pis işlerde kullanarak hem denediler hem de yetiştirdiler.

Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti gibi eylemlerin arkasından bu örgütün çıkması kuvvetle muhtemel. O halde tam da Cumhurbaşkanı seçimleri arifesinde gerçekleşen bu eylemlerin, AK Parti’yi köşeye sıkıştırmaktan başka ne hedefi olabilir? Maksat buysa, FETÖ kime daha yakın duruyor? AK Parti’ye mi, yoksa onu yıkmak isteyen üst akla mı?

Gerçekte kumpas AK Parti’ye kurulmuştur. Gelecekte mutlaka bununla ilgili çok sayıda bilgiye ulaşacağız. Ayrıca, “kandırıldık” dediğimiz için tek kandırılanın biz olduğunu mu düşünüyorsunuz? FETÖ ve diğer karanlık yapıları yönetenler sizi de kandırmış olamaz mı?

Özellikle, 367 garabetini ortaya atanlar, 27 Nisan Bildirisini hazırlayanlar, AK Parti’ye kurdukları kumpasın gerçekte FETÖ’ye yarayacağını hesap etmişler miydi?  CHP’yi kaset skandalıyla tuzaklayarak ele geçirmek isteyen bu yapı, MHP’nin kurmaylarına benzeri tuzaklar kurduğunda, FETÖ neden doğrudan suçlanmaktan kaçınıldı?

AK Parti iktidarını sandık dışında dize getirmeyi düşünen çevreler asıl kumpasın Ordu’ya değil AK Parti’ye kurulduğunu gayet iyi bilirler. Ama bunu söyleyecek ne yürekleri, ne de vicdanları var.  

Şüphesiz AK Parti’yi ayıran en önemli fark; vesayet odaklarına teslim olmak yerine onlarla mücadeleyi ilke edinmesidir. AK Parti kadroları başta olmak üzere bu ilke etrafında kenetlenen herkes, ülkemizi esenlik dolu yarınlara taşıyacaktır. Yenikapı ruhu budur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir